Baltık turumun son durağını anlatmaya başlamadan önce, önceki yazılarımı okumayanınız varsa, Baltık rotam için tık tık, en sevdiğim Baltık şehri olan Vilnius için tık tık, Riga ve Riga'daki akla hayale sığmayan maceralarım içinse buraya tık tık.
Eveeet, artık kaldığımız yerden devam edebiliriz, hatırlarsanız Riga'dan otobüsümüze atlamıştık en son ve yaklaşık 4.5 saatlik bir yolculuk sonrasında Estonya - Tallinn'e, yani 41. ülkeme vardık. İlk önce otelimize check-in yaptık, benim en az 3 otel odası değiştiren anacığım, bu sefer ben yine söylenmiyim diye ilk odaya yerleşti, o kadar inanamadım o kadar gerçek dışı geldi ki, nitekim ertesi gece odayı değiştirerek beni şaşırtmadı :) Olsundu, onun da tek kusuru asla ilk verilen odayı beğenmemesiydi.
Hemen kendimizi Tallinn sokaklarına atıp şehri keşfetmeye başladık. Tallinnle ilgili söyleyeceğim ilk şey, eski şehrin yokuşlu olması, benim için hiçbir sorun teşkil etmemekle beraber daha büyük gezginlerimiz bunu göz önünde bulundursun. (mesela annem :)
Viru Varav'dan içeri girerek eski şehre adımımızı attık.
İlk önce Town Hall Square'e yürüdük. Burası çok geniş ve bir o kadar da güzel bir meydan. Bu meydanda bir de dünyanın en eski aktif eczanesi var, gelmişken buraya uğrayın, biz hatıra olsun diye el kremi aldık.
Saatler süren yolculuk, açlık derken şehir keşfetmeye biraz mola verip karnımızı doyurmaya ve güç toplamaya karar verdik. Biraz değil fazlasıyla turistik de olsa size bir restoran önerisi yapıcam, bence kesinlikle uğrayın. Olde Hansa, ortaçağdan esinlenilmiş bir mekan, tüm dekorasyonu, çalan müzikler, garsonların kıyafetleri, hersey game of thronestan fırlamış gibiydi. İçerisi kapkaranlık, tıpkı eski çağlardaki gibi mumla aydınlatılmış. Burda içtiğim mantar çorbasını da unutmam mümkün değil, hatta bir sonraki gün de buraya gelip çorba içtik, o kadar iyiydi. Geyik eti de fena değildi.
Yemek sonrası kahve için, küçük bir avlu içerisindeki Meistrite Hoov'u şiddetle öneririm.
Tallinn küçük bir şehir ama çok güzel parkları var. Özellikle Toompark ve Tammsaare Park çok tatlı. Şehrin her yanında karşınıza çıkabilecek güzel detaylar parklarda da mevcut.
Artık güneş batmak üzereydi ve hatta uzun zamandır gördüğüm en güzel günbatımıydı. İzlemek için Kohtuotsa manzara izleme noktasına gittik. Hem şehrin hem de güneşin manzarası çıktığım merdivenlere değdi.
İlk gün çok da bilinçli yapamadığımız şehir turunu, ertesi gün güzel bir uyku ve güçlü bir kahvaltı sonrası yapmaya hazırdık. Annemle çok güzel bir kartpostal almıştık kendimize, aslında biz iki senedir gittiğimiz her yerde, tatilin son günü kendimize kart yazıp atıyoruz, çok sevdiğim bir koleksiyon oldu bu. Bu seferki kartımızda turistik gezilmesi gereken yerlerin küçük çizimleri ve isimleri vardı, gittiğiniz yerlere tık atıyorsunuz, aldık kartpostalımızı elimize, tüm yerlere tık atmak için başladık yürümeye.
İlk durağımız St Catherine's Passage. Bu şehirde kendinizi zamanda geriye gitmemiş gibi hissetme şansınız yok. Sanki ortaçağdasınız.
Riga'nın Three Brothers'ı varsa, Tallinn'in de Three Sisters'ı var. (Three Brothers daha fotojenik)
Annemin ismi sebepli aşşşşırı sevdiği Fat Margaret:
Kendimi Moskova'da hissetmeme sebep olan Nevsky Katedrali:
Dome Kilisesi:
Listemizde olan ve görüp kartpostlığımıza tik attığımız diğer turistik noktalar:
- House of Blackheads
- St Nicholas Church
- Great Guild
- Holy Ghost Church
- Kiek in de Kök
- St. Olaf's Church
Bütün bu noktalar eski şehirde ve birbirine yürüme mesafesinde, hepsini rahatça görebilirsiniz.
Turistik turumuzu bitirdikten sonra, bir diğer manzara izleme noktası olan Patkuli'ye gittik.
Annem de ben de yeterince eski şehri gezdiğimize karar verip modern Tallinn'i de görebilmek için yeniden yollara düştük. Eski şehirden çıkıp, tren istasyonunu geçince karşınıza büyük bir pazar alanı çıkıyor. Balti Jaama Turg isimli bu pazarın alt katı yiyecek, üst katı kıyafet, hatta iki tane inanılmaz güzel vintage mağaza vardı, birinde almaktan vazgeçtiğim çanta bugün hala rüyalarıma giriyor. Vintage seviyorsanız burası bir cennet.
Pazardan çıktıktan sonra, 10 dakika gibi kısa bir yürüyüş sonrası şehrin bohem bölgesi olan Telliskivi Creative City'e varıyorsunuz. Bir sürü tatlı mekan, graffitiler ve güzel müzik olan bu yer benim favorim oldu, Tallinn'e yolunuz düşerse buraya uğramamazlık etmeyin.
Dediğim gibi annemle bir haftadır sürekli 'eski şehir' gezmeye doymuştuk, İstanbul'da adım başı olduğu için asla uğramasam da bu sefer canım alışveriş merkezi çekmişti. Solaris Keskus'ta bir iki mağaza baktık, sonra üst katındaki VaPiano'da opera binasına karşı makarna yedik.
Ertesi gün bizi upuzun bir yolculuk beklediği için süpermarketten meyve alıp erkenden odamıza gittik, Jet Sosyete'yi izleyerek uykuya daldık. Bir maceranın daha böylece sonuna gelmiştik, bakalım kahramanlarımız bir sonraki maceraları olan Porto'da neler yapıcaklardı.